ARKADAŞ

Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş
Bir bakarsın volkan olmuş yanmışsın arkadaş
Dolduramaz boşluğunu ne ana ne gardaş
Bu en güzel, en sıcak duygudur arkadaş.

Ortak olmak her sevince, her derde, kedere
Ve yürümek ömür boyu beraberce elele
Olmasın hiç, o ta içten gülen gözlerde yaş
Yollarımız ayrılsa bile seninle arkadaş.

Evet arkadaş kim olduğumu, ne olduğumu
Nereden gelip nereye gittiğimi sen öğrettin bana
Ellerimden tutup karanlıktan aydınlığa sen çıkarttın
Bana yürümeyi öğrettin yeniden elele
Ve daima ileriye

Bir gün, bir gün birbirimizden ayrı düşsek bile
Biliyorum hiçbir zaman ayrı değil yollarımız
Ve aynı yolda yürüdükçe gün gelir ellerimiz
Yine dostça birleşir ayrılsak bile kopamayız.

ARKADAŞ

Gurbacan - Davşancan

 

Zilli Zürafa

Hayvanat  bahçeleri
Dost hayvanlarla dolu
Ekmek elden su gölde
Yaşıyorlar çok mutlu

Hele geniş alanda
Serbestçe gezinenler
Diğerlerinden farklı
Bir neşe sergilerler

Böyle serbest alanda
Yaşayan bir zürefa
Dost olmuştu bir sincap
Ve hop hop tavşanla

Bahçeye gelen herkes
Saşıyordu bu işe
Kulaktan kulağa olay
Yayılmıştı her yere

Koca boylu zürafa
Salınırken ortada
Sincapla hop hop tavşan
Koşardı çayırlıkta

Zürefada koşmaca
Oynamak istiyordu
Ama iki adım attı mı
Çığlıklar kopuyordu

Çünkü adım attıkca
Oynardı yer yerinden
Ne kadar dikkat etse
Kaçardı küçük şeyler gözünden

Tavşan için bu dostluk
Tehlikelerle dolu
Belkide birgün
Ezilip yok olmaktı sonu

Sincap ise çok çevik
Ağaçlarda uçuyor
Dostu zürefa ile
Dallarda buluşuyor

Anladınız değilmi
Söz nereye gidiyor
Koca zürafa niye
Dertlenip ah ediyor

Zürafayı sonunda
Düşünce hüzün sardı
Yemek içmek biryana
Kıpırdamak istemiyordu canı

Akkılı bakıcısı
Buldu derdine çare
Ziller takıp boynuna
Saldı yine çayıra

Zürafa yürüyorken
Ziller şarkı söylüyor
Bu sesi duyan herkes
Kenara çekiliyor

Tabi hop hop tavsan da
Çok sevindi bu işe
Koşarak haber verdi
Bahçedeki herkese

Artık zilli zürefa
Koşmaca oynuyordu
Sürekli ebe olmak bile
Onu yıldırmıyordu

Hayatta en önemli şey
Dostluk sevgi diyordu
Dostları ile oynamak
Herşeye değiyordu

Çok oynayıp yorgunluk
Bastırınca tavşana
Zürafa eğilerek
Alıyordu sırtına

Sincap da bir ağaçtan
Atlayınca yanına
Üç sevimli kafadar
Doyuyordu oyuna

Gazete ve tv’ler
Olayı haber yaptı
Zilli zürafa adı
Her yerde yankılandı

Yardımlaşma özveri
Dostluğun temel taşı
Bunu bilen kişiler
Sürdürür arkadaşlığı

 

BİZ ÜÇ KİŞİYDİK  
Biz üç kişiydik:
Bedirhan, Nazlıcan ve ben.
Üç ağız.. üç deli yürek.. üç yeminli fişek!
Adımız belâ diye yazılmıştı dağlara, taşlara
Boynumuzda ağır vebal,
Koynumuzda çapraz tüfek!
 
El tetikte, kulak kirişte,
Ve sırtımız toprağa emanet...
Baldıran acısıyla ovarak üşüyen ellerimizi
Yıldız yorgan altında birbirimize sarılırdık..
Deniz çok uzaktaydı
Ve dokunuyordu yalnızlık...
 
Gece, ırmak boylarında uzak çakal sesleri,
Yüzümüze, ekmeğimize,
Türkümüze çarpar geçerdi.
Göğsüne kekik sürerdi Nazlıcan,
Tüterdi buram-buram.
Gizlice ona bakardık, yüreğimiz göçerdi...
 
Belki bir çoban kavalında yitirdik Nazlıcan'ı
Ateş böcekleriyle bir oldu,
Kırpışarak tükendi...
Bir narin kelebek ölüsü bırakıp tam ortamıza
Kurşun gibi, mayın gibi,
Tutuşarak tükendi...
 
Oy, Nazlıcan... vahşi bayırların maralı...
Oy, Nazlıcan... saçları fırtınayla taralı...
Sen de böyle gider miydin yıldızlar ülkesine?
Oy, Nazlıcan oy... can evinden yaralı...
AĞIT:
Serin yayla çiçeği, oy Nazlıcan..
Deli-dolu heyecan, oy Nazlıcan..
Göğsümde bir sevda kelebeği,
Ölüme sunduğum can, oy Nazlıcan.. 
Artık, yenilmiş ordular kadar
Eziktik, sahipsizdik..
Geçip gittik, parka ve yürek paramparça!.
Gerisi ölüm duygusu,
Gerisi sağır sessizlik..
Geçip gittik, Nazlıcan boşluğu aramızda..
 
Bedirhan'ı bir gedikte sırtından vurdular,
Yarıp çıkmışken nice büyük ablukaları..
Omuzdan kayan bir tüfek gibi usulca,
Titredi ve iki yana düştü kolları..
 
Ölüm bir ısırgan otu gibi
Sarmıştı her yanını...
Devrilmiş bir ağaçtı, ay ışığında gövdesi..
Uzanıp, bir damla yaş ile
Dokundum kirpiklerine..
Göğsümü çatlatırken nabzının tükenmiş sesi..
 
Sanki bir şakaydı bu!.. birazdan uyanacaktı,
Birazdan ateşi karıştırıp bir cıgara saracaktı...
Oysa ölüm, sadık kalmıştı randevusuna, ah...
O da Nazlıcan gibi,
Bir daha olmayacaktı!..
 
Hey, Bedirhan.. katran gecelerin heyulası!..
Hey, Bedirhan.. kancık pusuların belâsı!.
Sen de böyle bitecek adam mıydın, konuşsana,
Hey, Bedirhan hey.. mezarı kartal yuvası!..
 
AĞIT:
Mor dağların kaçağı, hey Bedirhan!.
Mavi gözleri şahan,  hey Bedirhan!.
Zulamda bir suskun gece bıçağı,
Beyaz gömleğimde kan, hey Bedirhan!.
 
Biz üç kişiydik.. üç intihar çiçeği..
Bedirhan, Nazlıcan,
Ve ben: Suphi!...
Yusuf HAYALOĞLU

 

Neredesin ?

Hani var ya geceleyin ay ışıgı altında dalarsın düşlere

Oradaydım

Bir eski sandalım vardı kıyıda onunla açıldım bilinmez

Ufuklara

Açıldıkca gidiyor gittikce açılıyorum

Birden fırtına kopuyor dalgalar vuruyor yüzüme yalnızlığımı

Birden uyanıyorum


Yine yalnız sabaha

dalmak için yeni bir günle

yeni bir düşe

E.M.K

 

Sevgidenen şeyin rengini kokusunu çözen varmıdır, acaba .
Yada aldatmanın deli gibi seveni sebebi varmıdır, acaba.
Umudun anlamını yitirdiği anı bilen varmıdır, acaba .
Ölümün gelip aldığını duyguları bilen varmıdır, acaba .

Acaba, varmıdır benim gibi seven taparcasına
Acaba, varmıdır mutlu olmak yerine mutlu etmeye çalışanı
Acaba, varmıdır kötülük yapan için bile kötü şey düşünmeyeni
Acaba, varmıdır aldatana bile güvenip tekrar aldatılanı

Herneyse aldırma kaptan vakit daha dolmadı
Rüzgar esiyor buyandan yelkenler fora
Gidiyorum sonunda geceleri ayı izlerken daldığım düşteki kıyılara
Gidiyorum işte uzaklara çok uzaklara

E.M.K.

 

Bugün benim Doğum günüm
Bir farkı olacak gibi gözükmüyor diğer günlerden
Yine dert Yine acı
Ama dert aldatan kız değil beni yaralayan
Acı Minisküsüm değil topal eden kahretsin
Başka birşey bu
Her pastada, her yemekte, her sokumda
Muma üflerken gördüm
Tane toplayan Afrikalı Çocuğu
Parmak uçlarıyla topraktan
1 – 2 - 3 – 4 – 5
Benim mum sayım kadar

4 Mart 2006

E.M.K. - A.A.

 

Çek git artık git yüreğimden yoruldu bu kalp
Her dakika senin için atmaktan yoruldu
Kalbimden düşüncelerimden rüyalarımdan çek git artık
Can acıyor dayanmıyor
Çok zormuş
Sesini duyamamak
Çok zormuş
Seni görememek
Ellerimle yüreğimi yerinden sökesim var
Çok mu istemiştin bu kalbi aldın işte
ama

Git

Hayatın tadı yok artık benliğimde
Soluyorum her gün her gün eriyorum
Yalvarırım çek git
Nasıl geldiysen Nerelerden bulduysan beni

Git 

 
  


Sevmek ne zormuş gösterdin bana
Hayatımda aldığım en büyük acıyı tattırdın
Bende bir ilk oldun

Ama Ne Olur Git


Beni kendimden vazgeçirmeden git
Git ki benliğime kavuşayım
Aynaya baktığımda gülen yüzümü özledim


Ufak şeylerle sevinmeyi özledim
Ne Olur Git

 

Sıfır Bir Değer Değildir

Bir Sayı Bile Değildir

Ancak Başka Bir Sayı'nın Yanına Gelince Değer Yaratır

Tıpkı Sevda Gibi !!!

Sevda'nın da Tek Başına Bir Değeri Yoktur

İllede Biri Olmalı

Sıfır Nekadar Çoksa Sayı O Kadar Çoğalır

Sevda Ne Kadar Çoksa İnsan O Kadar Çoğalır Büyür

******

 

Seni Seviyorum !!!

Seni Doğduğum, Nefes Aldığım Günden Beri

Toprağın Sıcağı Avuçladığın'dan Beri

Ağacın Dibine Oturup Yazdığım Türküler'den Beri

Seviyorum

***

Hiç Görmeden Bildiğim Görünce Tanıdığımsın

Yanım'da Yokken Sen Bende Varsın

Yanım'da Varken Ben Sende Yok Oluyorum

İşte Haykırıyorum Sana Artık

Seni Seviyorum !!!

***

Artık Gerisi Sana Kalmış !!

***

Sen'de Benim Parçamsın

***

Benim Bir Parçamsın Ne Demek ???

***

Kabul Etmekten Deliler Gibi Korktuğum

Kırk Kilide Vurup Sakladığım Herşey Demek !!!

Yitirdiğim Çocukluğum'dan Saklı Kalan Masumiyet demek

Bir Türlü Yol Bulamayıp

Yüreğim'den Dilime Gelemeyen O Cümle demek

Bende Seni Seviyorum Demek

Seni Seviyorum Demek

*****

Sana Deseki Biri, Sevdamı al, Kendine Ekle,

Bir Ömür İle çarp, Sonra Sonzuza Eşitle.

Yine Değeri Sıfırmı Olur Senin İçin ?

******

NOKTA, BİTTİ !!!

******

 

Çok Sevmeyeceksin

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.

İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yasayacaksın.
Ucundan tutarak…

******


Copyright Düş 2007 © | Developed by Evrim Mehmet